Abdullah Reha Nazlı

Category archive

Medyadan

  • abdullahrehanazli_4.jpg
  • abdullahrehanazli_2.jpg
  • abdullahrehanazli_3.jpg

Abdullah Reha Nazlı’nın FoodTime dergisi röportajı [Aralık’16]

Aşağıdaki röportaj 16.12.2016 tarihinde Aydan Dalbastı tarafından gerçekleştirilmiş ve 21.12.2016 tarihinde yayınlanmıştır.

2016’nın ilk aylarında sosyal medyada, bir tanıtım dikkatimi çekmeye başladı.

“Gıda Mühendisi gibi Düşünmek” diye bir kitap. Az kaldı, çıktı, çıkıyor derken bir anda raflarda yerini aldı. Yine sosyal medyada yeraldı. Ama kimdir bu kitabın yazarı? Neden bu kitabı yazmıştır? Kimler için yazmıştır ? gibi akılda deli sorular oluştu. Bir gıda mühendisi olarak, en azından bir yorum yapabilmek için okumak lazım diyerek, hemen edindim ve okudum.

Kitabı okuduktan sonra, bu sayfalara taşımamak olmazdı. Hadi kitabı ve yazarını tanıyalım biraz…

Abdullah Reha Nazlı Kimdir ? Bize biraz kendinden bahseder misin ?

Merhabalar, davetiniz için teşekkür ediyor ve okurlarınıza selamlarımı gönderiyorum. Kütahyalı bir gıda mühendisiyim. Web ajansı ve animasyon stüdyosu kurucuyum. Çeşitli kişi ve kurumların basın ve sosyal medya danışmanlıklarını yürütmekteyim. Aynı zamanda bazı yerel medya markalarının sahibiyim. Bir tanesi kitapçık olmak üzere üç kitabın yazarı gözüksem de pek çok konuda kitap olmayı bekleyen yazılarım ve bunların biriktiği sitelerim mevcut. Yılladır çok farklı konularda yazı, video, grafikler hazırlamaktayım. Aynı zamanda bir kitabevi, kitap-cafe, kütüphane-cafe, kitap okuma bahçesi ve 12.000 üyeli bir kitap okuma sisteminin kurucusuyum. 2 milyon dakikadan fazla izlenmiş videolu derslerin sahibiyim.
Mesleğin nedir diye sormak istiyorum. Diplomanda “Gıda Mühendisi” ama senin kendi tanımladığın mesleğin nedir ?

Esasında mesleklerin görevleri kalıplaştırmak üzere icat edilmiş kavramlar olduğunu düşünen biriyim ve tam olarak meslek tanımlarına inanmıyorum. Zaten çağımızda bir önceki çağın meslek kalıplarının artık güncelliğini yitirdiğini okuyor ve yaşayarak görüyoruz. Bugüne kadar web tasarımdan danışmanlığa, çevirmenlikten yapımcılığa kadar pek çok iş yaptım ama hiçbirini mesleğim olarak görmedim. Bir sosyal medya stratejisi oluşturmaktan işletme yönetmeye kadar her yerde mühendis düşünce mantığını kullansam da; ömrümü laboratuarda veya fabrikada geçirmediğim için meslektaşlarımıza nazaran kendimi tam bir gıda mühendisi olarak da görmüyorum. Geliri ile ilgilenmeksizin genelde şartlar ne yapmamı gerektiriyorsa onu yapıyor ve ne öğrenmem gerekirse onu öğreniyorum. Hiçbir şeye tam olarak ömür boyu bağlı kalmak istemiyorum çünkü her yıl yeni bir hayranlık duyulacak şey keşfetmiş oluyorum ve ömür boyu da bu heyecanımı kaybetmemeyi umuyorum.
Birden fazla kitabın olduğunu biliyorum. Yazarlık, kitap yazmak nereden aklına geldi ?

Aslında dağınık bir yaşam gibi gözükse de hayatımdaki pek çok şey birbiri ile ilişkili. 90’larda çocuk olmanın hayatım üzerinde büyük bir etkisi vardır. Kitaplarda okuduklarımla televizyonların söyledikleri veya toplumun inandıkları arasındaki farkları görmeye başladığımda buna içten içe bir tepki biriktirmişim. O zamanlar fikrimizi söyleme hakkımız yoktu ve bu kadar çok farklı haber alma yöntemi de olmadığı için her akşam izlenen televizyonun ve gazetelerin büyük etkisi vardı. Çok başarılı bir lisede yatılı olarak okurken dış dünyada internet hayatımıza girmeye başlamıştı. Web tasarımın öğrenilebilir bir şey olduğunu duyduğumda heyecanlandım. Lisenin son senesi yatılı hayattan kurtulur kurtulmaz dershaneden kaçıp internet kafeye gittim ve üniversiteye hazırlanmam gereken seneyi kendi başıma web tasarım öğrenmeye çalışarak geçirdim. Amaçlarım, anlatmak istediklerim vardı; çünkü hayatta ilk defa biz de fikrimizi söyleyebilecektik. Şimdi sosyal medya var ama fikrini söyleyebilmenin önemini kimse önemsemiyor. Bu fikir söyleme ve doğru bilgileri yayma arzusu yazarlığa, web tasarımcılığa, içerik geliştiriciliğe, video tasarımcılığa, infografikler hazırlamaya kadar gitti. Yazarlık derdi anlatma konusunda gelişmiş doğal bir refleks. Anlatmak istediğiniz çok şey birikince kendiliğinden yazılara dökülüyor.

Konu başlığımız olan kitabına gelirsek, böyle bir konu nereden aklına geldi ? Neden böyle bir şey yazmak istedin ? Amacın neydi ?

Genelde insanlar üniversite okurken ekstradan başka bir şeyler yaparlar. Ben başka bir şeyler yaparken arada üniversite okuyordum. Üniversitedeki özgürlüğün tadını tüm ilgi alanlarıma yönelerek çıkarmaya başlamıştım. Psikoloji, reklamcılık, strateji kitapları okuyordum. Bir gün derste hocamızın yaptığı bir tanım karşısında kafamı kitaptan kaldırdığımı hatırlıyorum. Çünkü tanımını yaptığı bir laboratuar tekniği benim savaş, reklamcılık ve manipülasyon kitaplarında defalarca okuduğum bir stratejiye benziyordu. Ondan sonra gıda mühendisliğine dikkat ettim ve hakikaten aklın yolunun bir olduğunu gördüm. Gıda mühedisliği hayatım boyu okuduğum pek çok şey için bir örnek oluşturabiliyor ve hatta o güne kadar anlamadığım bazı şeylerin cevabı oluyordu. Bunları ilk başlarda yazmayarak hata ettim ve belki de çok şahane karşılaştırmaları yazıya dökme imkanım buhar oldu. Ama yıllar içinde yine de bir şeyler biriktikçe yazmışım. Günün birinde bunları kitap haline getirdik. “Gıda mühendisliğini strateji, psikoloji, mantık, epistemoloji, felsefe ve matematik ile bağdaştırıp hayatla ilgili sonuçlar çıkaran bir kitap yazayım” diye bir hedef olamaz. Zaten hayatta hedeflerim pek olmaz. Gıda Mühendisi gibi Düşünmek kitabı kendiliğinden olgunlaşan bir fikir oldu ve böyle olmasının çok daha iyi olduğunu düşünüyorum. 4 yılda çok farklı ortamlarda çok farklı gündemlerin arasında yeri geldikçe yazılmış 24 yazının derlemesi oldu. Hayattaki diğer her konuda da kendiliğinden olgunlaşana kadar her şeyi akışına bırakıyorum.

Kitabını okuyan bir meslektaş olarak, önsüzün gerçekten ilginç ve bir o kadarda samimi geldi bana. Konuları ele alış ve inceleyiş şeklin ise tam mühendis kafası dedim. Kitabı yazarken, hedeflediğin okur kitlesi kimlerdi ?

Akademik ya da teknik bir kitap yazabilecek bir insan değilim. Zaten yazsam bile insanlığın buna ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum. Andre Gide başkalarının bizim kadar iyi yapabileceği hiçbir şeyi yapmamamızı söyler. Benim yazılarımın fonksiyonu olaya benim gözümden bakmasıdır. İstanbul’un fethini gören kimse sıradan değildi, bu çağda yaşayan herkes gibi ben de sıradan değilim. Ben de herkes gibi bilgi çağına geçişi, internetin hayatımıza girişini, sektörlerin değişmesini, kalıpların aşılmasını, ihtiyaçların farklılaşmasını gözlerimle gördüm. Ekstradan yazarlar, girişimciler, iş adamları, bilim insanları arasında zaman geçirdim, şirketler daha üniversite öğrencisi iken müşterim oldular ve çok farklı konularda kitaplar okudum. Fatih döneminde yaşamış bir bilim adamının görüşleri önemli idi ama o güne tanıklık eden sıradan bir insanın günlüğü de bizim için çok önemli. Benim kitaplarımdaki yazılar da çağa tanıklık eden birinin tespitleridir. Aynı zamanda farklı yerlerden aynı konulara bakıp ortak yasalar çıkarmış, gizli stratejiler görmüş birinin notlarıdır. Bu açıdan gıda mühendislerinin mesleklerini anlatan belki de ilk defa bir kitap edinmenin mutluluğu ile keyif alarak okuyacağı ama gönül rahatlığı ile çevresindekilere tavsiye edebildiği bir kitap oldu. Akademik bir kitap insanımıza asla ulaşamıyor çünkü asla gündemlerine girmiyor. Televizyonlara delile dayanarak konuşanlardan ziyade ilginç şeyler söyleyenler çıkıyor. Benim amacım üniversite öğrencisinden ev hanımına kadar herkesin okuyabileceği sadelikte olması idi. Konu çeşitliliğine rağmen öyle de olduğunu düşünüyorum. Okurlarımız arasında %20-25 civarında gıda mühendisi olmayanlar olması beni çok mutlu ediyor. Ama özellikle gıda mühendisi adayı üniversite öğrencilerinin okumasından mutlu oluyorum. Çünkü kitapta üniversitenin ilk senesi duymak ve bilmek isteyeceğim her şey var. Ben hem keşfetmek hem yaşamak zorundaydım. Keşfi baştan yapmış biri bana bunları söylese çok daha farklı şeyler yapabileceğimi, hayatı çok da farklı yaşayabileceğimi biliyorum. Amacım üniversitedeki arkadaşların da mesleklerinden gurur duyup onun avantajlarını hem kendileri hem de toplum için kullanabilmeleri.
Kitabın satış rakamları nasıl ?

Kitabımız ilk haftasında ilk baskısını tüketmiş idi. 9 ayda 5 baskıya ulaştı. Günde 300 kitap çıkan ve pek çoğunun asla 2. baskısını görmediği bir ülkede bu bana ömür boyu yetecek bir gurur oldu. Daha da gururlandıran ise Bolu’da bir lisede kitabın sınıf öğretmeni tarafından okunması, öğrenci arkadaşların beni şehirlerine davet etmesi. Kütahya’daki kitabevimde gıda mühendisi olmayan üniversite öğrencisinden öğretmenine kadar farklı türde insanların okuması ve yorumlarını ulaştırmaları. En güzeli de gıda mühendislerinin veya adaylarının kitabı aldıktan sonra yurt arkadaşlarının, anne babalarının, iş arkadaşlarının kitabı okuduğunun haberlerinin gelmesi büyük mutluluk. Ben bu kitabı yazana kadar hayatta bir kişi bile bana gıda mühendisliğinin hayranlık verici meslek olduğunu söylememişti. Çeşitli yerlerde, mesela mühendisler arasında otururken “gıda mühendisiyim” dediğimizde mühendis olarak kabul görmüyor hatta dezavantajlı bir meslek olarak görülüyorduk. Yani sanki mühendislik sayılmayacak bir ünvan olmasına rağmen verilmiş gibi davranılıyordu. Kitaptan sonra makine mühendisi biri ile sohbet ederken makine mühendisliğinin kısıtlı bir alanı olduğunu, gıda mühendisliği gibi geniş düşünemediğini düşünmeye başladığını söylemesi beni çok mutlu etti. Endüstri mühendisliği öğrencilerinin daveti sırasında benzer diyaloglar yaşandı. Amacım meslekleri rekabet ettirmek değil ama gıda mühendisliğinin öneminin anlaşıldığı bir ülke olmaya gittiğimizi düşünmek istiyorum, belki benim çalışmam bu amacı yerine getirmeye yetmez ama daha büyük çalışmaların ortaya çıkması için bir önayak olduğumuzu umuyorum. Kitabın başında da dediğim gibi belki bir kıvılcım yakmışızdır.
Kitap beklediğin ilgiyi gördü mü ? Rakamlardan ziyade geri dönüşler nasıl ? Ki özellikle sosyal medyadan sıkı geri bildirim aldığını görüyorum.

Bugüne kadar yüzlerce yazı yazdım ama hiçbirinden büyük beklentim olmamıştı. Tespit karşısında heyecandan uyuyamadığım, özene bezene yazdığım, geniş kaynakçalara sahip makalelerimde bile internet ilgisi görmedim ve beklemedim de. İlk kitabımı bastıktan sonra reklamını yapacak vakit bile ayırmadım. Hatta kitap baskıya girmeden önce kontrol bile etmemiştim. Bu kitapta da öyle olacağını düşünüyordum. Zaten yazıları genelde o konuda ne bildiğimi görmek için yazarım. Çok fazla fikir içinden gereklileri alır, karar kıldıklarımı not eder ve diğer her şeyi unutup kurtulurum. Yazı ortaya çıktığında kafam rahatlamış olur. Gıda yazılarımla ilgili de ben görevimi yapıp bildiklerimi kağıda dökmüş ve bunu yayınlamıştım. Kitabın reklamını yapmaya da pek niyetim yoktu. Ama yıllar önce internette fenomen olan ve adeta mesleğimizin manifestosu gibi kullanılan “Gıda’nın Mühendisliği” yazımla birlikte bir tanınırlık başlamış olmalı ki “Gıda Mühendisi gibi Düşünmek” kitabı çıkacak dediğimde bir patlama oldu. Mesajlar almaya başladıkça kitap konusunda endişelenmeye başladım. Baskıya girmeden önceki son birkaç hafta işi gücü bırakıp kitapta ne yazdığımı merakla okudum ve düzeltmeler yaptım. Kitabın kapak tasarımından mizenpajına, editörlüğüne, sosyal medya çalışmalarına, fotoğraflarına, sitesine, tanıtım filmine kadar her şey bana aittir. Hepsi kusurlu ve amatörce. Ama okurlarımız şu ana kadar bu eksiklikleri yüzümüze vurmadılar ve tam da bir yazarın olmasını en çok isteyeceği şeyler oldu; yani sadece içeriğe odaklandılar. Türkiye’nin her yerinden çok güzel yorumlar geldi. Hatta yorumlar o kadar güzel ki, bunlara inanmayanlar çıktı. Artık ekran görüntülerini de arşivliyoruz. Esasındaki kitaptaki her yazı yıllardır internette vardı ama binlerce yazı yazmaktansa bir kitap yazmak daha önemli imiş, bunu da böylelikle keşfetmiş oldum.
Aldığın geri bildirimlere göre, sormak istiyorum. Kitabın en ilgi çeken bölümü hangisi oldu ?

Kitapta 8 bölüm var. Filmlerden kitaplara, gerçek tecrübelerden gerçek istatistiklere kadar geniş bir içerik kaynağına sahip. Aynı zamanda felsefeden pazarlamaya, mikrobiyolojiden tarihe, eğitim sisteminden sosyolojiye kadar konuların iç içe olduğu bir kitap. Dolayısıyla bugüne kadar çok farklı konulardan çok farklı yorumlar aldık. Kimsenin dikkat etmeyeceğini ve herkesin zaten bildiğini düşündüğüm bazı alıntıların ısrarla paylaşıldığını görüyorum. GDO yazısını bir dergi yayınlamış, eğitim sistemi yazısını fenomen bir hesabın paylaştığını gördüm. Herkes kendince en çok ilgilendiği bir yönünden tutmuş ve amacımıza ulaşmış. İkinci kez okumaya başlayanların paylaşımlarını da görmeye başladık. Günde bir yazıyı okuyup sadece onun üzerine düşündüğünü söyleyenler var. Tabi kitle içinde ilk kez bu kitabı okuyarak kitap okumaya başladığını söyleyen üniversite öğrencileri var. Bugüne kadar sevdikleri bir kitaba rastlamamışlar ya da sevecekleri bir kitap tavsiye ederek okumayı aşılayacak bir sistemin içinde olmamışlar; dolayısıyla okumaya küs yaşıyorlarmış. Kitap okumanın da keyifli olduğunu fark ettiğini söyleyen birinin paylaşımlarındaki heyecanı izlemek inanılmaz bir duygu. Ben de uzun vadede konularda derinleşsem bile hep bir insanın okuduğu ilk kitap olacakmış gibi yazmaya devam etmek ve yüzeyde kalmak istiyorum.
Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim, benimde hayalim olan kitap-cafe fikrini hayata geçirmişsin. Küçük bir kıskançlıkla, tebriklerimi bildirmek isterim. Bu hayali, hayata geçirmek ve ayakta tutabilmek zor olmadı mı ?

Çok teşekkür ediyorum. Her tebrik eden peşinen ne kadar süreceğini soruyor. Çünkü ülkemizin malumu, içinde kitap olan bu kadar güzel bir yer uzun süre kalıcı olamaz. İnanılmaz zorluklarımız oluyor. Sadece manevi motivasyonu ile ve başka işlerden yaptıklarımızla ayakta duran bir işletme. Kitap-cafe açmanın en kötü yanı bulunduğunuz yerin değerini yükseltip kendinizi hedef göstermek. Türkiye’nin en güzel yerlerinde hiç kitapçı yok çünkü kiralarını karşılayamıyorlar ve hemen daha yüksek kira vermek isteyen birileri orayı tutmak istiyor. Kitapçılar alt caddelere düşüyor sonra da kayboluyorlar. Kitapçıların yaşadığı tüm sıkıntılar bizde de olmasına rağmen 3 yıllık hayatında inanılmaz deneyimler yaşadık. Kitap okuyandan çay parası alınmayan bir işletme olmanın getirdiği öyle geri dönüşler, öyle hatıralar yaşanıyor ki bu 3 yılı Türkiye’nin her yerinde şubesi olan bir franchise işletmenin sahibi olmaya değişmem. Bu fikri hayata geçirmek de bir hedefle değil bir amaçla oldu. Instagram hesabımda görseli hala duruyordur. Kütahya’da o güne kadar kimsenin kullanmadığı bir bahçeyi görünce “burayı kitap-cafe yapmak istiyorum” diye paylaşım yapmışım.Bir anlık spontan bir fikirdi, hayatta bir mekan sahibi olmak gibi düşünem yoktu. Ama şehrin ortasındaki son yeşil yerin başka bir amaçla kullanılması düşüncesine katlanamadım. Başkaları bir şey yapmadan ben hayata geçirmek istedim. Esasında hiçbir birikimim de yoktu ama Allah’ın yardımı ve çok çalışmanın zaman içinde kazandırdığı ivme ile bir şekilde hayata geçirebildik. Kitapçıların ayraç yaptıracak bütçesi dahi olmaz, başka işlerin yardımı ile bir şeyler yaptık ve bulunduğumuz ilde Foursquare’de en beğenilen mekan seçildik. Ticari amaçlı düşünenler için fizibil olmadığını söylemeliyim. Özellikle kaliteli okurlar için hiç fizibil değil zira insanların okudukları ile sizin okunmasını istedikleriniz, insanların kitap tanımı ile sizin bildiğiniz arasında inanılmaz bir fark var. Ama insanların hayatına dokunma, bulundukları şehirde ömür boyu unutamayacakları anılar yaşadıklarını söyledikleri bir yer yarattığınızı her gün duymak hayattaki tüm lezzetlerin üzerinde…

Bundan sonrası için hedeflerin nelerdir ? Gıda sektörü ile ilgili çalışmaların olacak mı ?

Yıllarca gıda mühedislerinden topladığım sıkıntıları, tespitleri önemli kişi ve kurumlara götürmeye çalıştım. Videolar hazırlayıp yazılar yazarak halkı bilinçlendirme çalışmaları yaptım. Tabi bölündük, yorulduk, yetişemez olduk. Şimdi bunları yapan genç arkadaşlara tavsiyeler vermeye çalışıyorum. Her şeyden önemlisi birilerinden bir şey beklemeden kendileri bir şeyler öğrenip adım atmaları ve kendi hayatları için şartları kendilerinin değiştirmelerini umuyorum. Hayalim televizyonlarda gıda konusunda bilirkişi olarak gıda mühendislerinin konuşması, ani gündemlerde canlı yayınlara gıda mühendislerinin bağlanması. Türkiye’den dünya markaları çıkması hayalim var ama daha gıda mühendisinin ne iş yaptığını anlatmak zorunda kaldığımız firma patronlarımızdan çağın zorluklarını dinliyoruz. Çağın kullanan için avantajlı olduğu ülkemizde de anlaşıldığında umarım gıda mühendislerine bakış çok daha değişecek. Yine de böyle bir zamanın gelmesini ummak zorunda değiliz; herkes kendi hayatı için öğrenerek, gelişerek bir şeyleri değiştirmeli. Her kendini kurtaran diğerlerini de çıkarmaya çalışmalı. Güzel örnekler duyuyoruz, bir ivme yakaladığımızda değişimin hızlanacağını umuyorum.
Peki son olarak FOODTİME okuyucuları için mesajını sorsam ?

Hepimiz farklı avantajlara sahibiz. Haberimiz bile olmayabilir ama bir yeteneğimiz, bakış açımız, çevremiz, zamanımız mevcut. Üstün yaşam tarzı yok, üzerimize düşen görevler var. Hayat kurtaracak bir ilacı keşfedecek bilim adamı ne kadar önemli bir iş yapıyorsa, o bilim adamının sabah kahvaltısında içtiği sütü sağlıklı bir şekilde üreten firmanın sabahın 8’inde mesaiye gelen, maaşını düzensiz alan, geç mesaiye kalan bir çalışanı da aynı kutsallıkta bir iş yapıyor. Her ikisinin yaşamı da çok kıymetli. Motivasyonumuz dünyadaki varlığımızın pozitif değer ürettiği hissiyle yaşamaktır. Ve hayatta sadece başkalarına katkımız olduğunda mutlu olduğumuzu biliyorum. Bir işletme kitabında öğrendiğimiz prensip ile rakibimizi saf dışı bırakmaktansa bilgiyi paylaşıp şehrimizde o sektörün payını genişletmek gerektiğini düşünüyorum. Güzel bir bahçe gördüğümüzde ofisimizin keyif bölümü yapmaktansa yaz-kış kitap okuyan insanlarla dolu olmasının çok daha güzel olduğunu biliyorum. Her gün bulunduğu ortamda çevresindeki insanlar için pozitif bir değer oluşturduğunu bilerek yaşamak dertlerimizi, borçlarımızı, gereksiz streslerimizi unutturuyor. Üzerine düşünecek zaman bulabildiğimiz dertlerimiz her zaman olduğundan daha yorucudur. Her sabah halimize şükrettiğimiz bir ömre sahip olduğumuzu fark ederek yaşamayı, modern toplumun trafikte ve mesaide geçen ömrü arasındaki küçük boşlukların tamamını kitaplar, müzikler, filmler ile doldurup interneti gerçek yararlı amaçlar için kullanmayı herkes için dilerim. Tüm bunları başarabilirsek toplu olarak ülkemize değer katan, üretime ve marka değerine katkısı olan insanlar olma yoluna girmeyi umabiliriz.

Web sitem olan reha37.com adresinden dilediğiniz her konuda bana ulaşabilirsiniz, tüm okurlara teşekkür ediyor ve güzel günler diliyorum. Saygılarımla.

Teşekkürler…

abdullahrehanazli_internetkullanicilarininartikcogunlugumobil_sosyalmedyadanismani_2

“İnternet kullanıcılarının çoğu artık sadece mobil” haberi

Sosyal medya danışmanı Abdullah Reha Nazlı, mobil kullanıcıların artık internet kullanıcılarının çoğunluğunu oluşturduğunu hatta büyük bir kitlenin günlük hayatta hiçbir zaman bilgisayar başına oturmaya ihtiyaç duymadığını söyledi.

İnternet kullanımı yaygınlaşmasına karşın PC, laptop gibi cihazların kullanımın artışının belki de kişisel bilgisayarların icadından beri ilk defa azaldığını bildiren Nazlı, son birkaç yıldır web siteleri için kullanıcıların çoğunlukla yüzde 60-80 oranında mobil kullanıcı olduğunu bildirdi.
Kütahya’da bir web ajansı sahibi olan Nazlı, 100’den fazla web sitesini ziyaret etmiş yüzbinlerce kullanıcının istatistiklerini değerlendirerek yeniden teyit ettikleri sonucun aynı zamanda global sektörde yıllardır bilindiğini; projelerin, reklam çalışmalarının, uygulamaların çoğunlukla mobil platormlara taşındığını bildirdi.

Abdullah Reha Nazlı; web sektöründe sürekli araştırma ve bilgiyi kullanmanın hakim olduğunu; örneğin bir internet sitesini ziyaret eden internet kullanıcılar ile ilgili genel istatistiklerin bir sonraki çalışmalarda göz önüne alındığını açıkladı. Buna göre bir web sitesi sahibi; ziyaretçilerin geneli ile ilgili istatistiklere baktığında; kullandıkları telefondan modelinden, web tarayıcısına, ekran çözünürlüğüne, siteye hangi kaynaktan ulaştığından ne kadar zaman geçirildiğine kadar erişebilmekte. Böylelikle kullanıcının internet bağlantı hızına uygun, telefonun ekranına göre tasarlanmış içerikler en çok kullandığı mecralarda karşısına çıkıyor. Hatta Google aramaları, tarayıcısından ziyaret ettiği siteler, beğendiği sayfalar, kullandığı uygulamalar göz önüne alınarak reklamverenler sadece kendi ürünü ile ilgilenme ihtimali olan potansiyel kitleye ulaşabiliyor.

Abdullah Reha Nazlı’ya göre sosyal medya ile ilkokulda tanışmış bu kesim bilgisayar kullanım oranını düşürmekte. Ailelerinden bilgisayar yerine cep telefonu ve internet paketi isteyen bu gençlerin çoğunun evlerinde bilgisayar olmadığını ve bazılarının yıllardır bilgisayar başına oturmadığını ya da sadece oyun oynamak için oturduğunu tespit ettiğini açıklayan Abdullah Reha Nazlı; bunun çeşitli sakıncaları olduğunu söyledi. Dünyada 1,2 milyar sosyal medya kullanıcısının en büyük kesimini oluşturan ve nüfusu giderek artan Z kuşağının; medyanın yayın tarzından çarşılardaki işletme türlerine kadar etkilemiş olmasına rağmen programlama öğrenmeyişi, programları kullanmayışı ve sadece sosyal medyaya ilgi duyuşları yüzünden teknolojiden yararlanmak yerine ondan etkilenmeyi tercih ettiklerini bildirdi.

kitapvekahvekutahya2

“Kütahya bu görüntüye alışıyor”

Kütahya’da 2 yıldır hizmet veren Kitap&Kahve, sadece kitap okunan bir yer olma amacında başarılı oldu. Kitap okuyandan çay ücreti alınmayan, kahve ücretlerinin yarısı kadar kitabevinde indirim sağlanan işletmede günün her saatinde kitap okuyan birilerini görebiliyorsunuz. Masalarda “Dikkat, sadece kitap! Muhabbet etmek için cafeleri, ders çalışmak için kütüphaneleri tercih ediniz. Kitap okuyacaklara yer bırakınız” uyarısı bulunan bahçenin şehir dışından da ziyaretçileri var.

Kitap&Kahve’nin kurucusu Abdullah Reha Nazlı, sadece kitap okunan bir yer hayali için çok mücadele verdiklerini söyleyerek; prensiplerine sadık kaldıkça ve burada kitap okuyan okurların görüntüleri paylaştıkça bir alışkanlık yarattıklarını söyledi. Hiç kitap okumadığı halde burada okuyan insanlar görmekten etkilenen kişiler olduğunu duymanın yıllar süren çabanın karşılığı olduğunu söyleyen Nazlı, müşterinin ve özellikle gençlerin talepleri doğrultusunda çok rahat bir şekilde popüler bir işletme haline gelebileceklerini ancak Wi-fi şifresi, oyun, çeşit çeşit içecekler koymayı reddederek kitabı her zaman 1. planda tutmayı başardıklarını bildirdi.

kitapvekahvekutahya1

abdullahrehanazli_sosyalmedyauzmani_konferans_1

“Bundan sonra internet toplumu değil, toplum interneti etkileyecek” haberi

Sosyal Medya Uzmanı Abdullah Reha Nazlı, EDUCON firmasının Ankara’da düzenlediği kamu personeline yönelik sosyal medya organizasyonuna eğitmen olarak katıldı. Eğitimde bakanlıkların sosyal medyadan sorumlu uzmanları da yer aldı.

Kurumsal internet yönetimi için bireysel kullanım prensiplerinin önemine değinen Nazlı, internet kullanımının esas amacının değişimi yaratacak hedef kitleye ulaşılmak için gerekli algoritmaları kurmak ve bunu web projeleri ile hayata geçirmek olduğunu, doğru kitleye ulaşıldığında diğer herkesi bu kitlenin yönlendireceğini söyledi.

Z kuşağının kalabalık nüfusunun sosyal medyayı kullanım gücünün bugüne kadar ekonomiden medyaya, sektörlerden kültüre kadar pek çok şeyi değiştirdiğini açıklayan Nazlı, bu nüfusun 10 yıl içinde seçmen nüfusunun yüzde 43’ünü oluşturacağını söyledi.

Nazlı, internetin toplumu değiştirme ivmesinin yavaşladığını ve bazı toplumsal değişimlerin artık yavaş yavaş kalıcı olduğunu, bugünden sonra bu kavram ve değişimlere gittikçe tüm toplum tarafından adapte olunacağını açıkladı.

Abdullah Reha Nazlı ayrıca, bugüne kadar hep internetin toplumu nasıl etkilediğinin konuşulduğunu ancak bundan sonra toplumun interneti etkileyeceği kadar büyük değişiklikler yaşanacağını, bu göz önüne alınmadan uzun vadeli projelerin sonucunun hesaplanamayacağını anlattı.

Nazlı’ya göre, sosyal medya öncesi dönemi hatırlamayan neslin tüketim alışkanlıkları, iş bulma sıkıntıları, bilgi kavramına bakışları, her şeyi göz önüne sererek tartıştırma yöntemleri toplumda iş, çalışma, eğitim gibi pek çok konuyu doğrudan etkileyecek.
Nazlı, “Toplum, bu kuşağın taleplerine duyarsız kalsa bile bu gençler kitleleri yönlendirme güçleri ve nüfustaki en kalabalık kitle olmaya doğru gidişleri ile istediklerini uzun vadede doğrudan ya da dolaylı olarak elde edecekler” dedi.

3 saatlik eğitimde ayrıca ’Bilgi Çağı, Çağımızda Data ve Info Kavramlarının Farkı, Sosyal Medyanın Doğru Kullanımı Önündeki Tehditler, Bireysel Alışkanlıkların Kurumsal Çalışmaları Etkileme Süreçleri ve Geleceğe Nasıl Bakmalıyız?’ konularına değinildi.

gmd3

“Hayata Gıda Mühendisleri gibi Bakmalıyız”

Gıda mühendisi, girişimci ve yazar Abdullah Reha Nazlı, ’Gıda Mühendisi gibi Düşünmek’ adında bir kitap yayınladı.

Gıdanın insanlık için en önemli konu olmasına rağmen, gıda mühendislerinin toplum için ne kadar büyük önem arz ettiğinin farkında olunmadığını ifade eden Nazlı, gıda mühendisi gibi düşünmenin hayata bakışı değiştireceğini ve problem çözme becerisi kazandıracağını söyledi.

Nazlı’ya göre gıda mühendisleri, mesleğin toplum tarafından anlaşılmaması ve sektörde haklarını koruyacak hukuki anlayış yerleşmemesi yüzünden görevlerini tam olarak yapamıyorlar. Kitaba göre; pozitif bilimlerin hepsiyle yakın ilişkili, aynı zamanda istatistikten işletmeye, tasarımdan insan ilişkilerine kadar geniş bir kapsamı içine alan bu mesleğin herkes tarafından anlaşıldığı bir dünyada açlık, işsizlik, bilinçsiz üretim gibi sıkıntıların çözümü için iyi bir adım atılmış olacak. Abdullah Reha Nazlı, gıda konusunun tarihin ilk gündemi olduğunu, okullardan ve şehirlerden önce dahi insanlığın gıda konusunu önemsediğini hatırlatarak eğitim sisteminde gıda bilincine yer verilmesi gerektiğini dile getirdi.

Gıda dışındaki sektörlerde de gıda mühendisi gibi düşünmenin yararlarını gördüğünü anlatan Nazlı, kitabında gıda mühendisi gözüyle hayatta nelerin farkedilebileceğini anlattığını bildirdi. Nazlı, Bu kadar önemli bir mesleğin bu kadar yanlış anlaşılmasından yola çıkarak; toplum olarak nelere önyargı duyduğumuz için gerçekleri göremediğimizi de araştırmaya bu sebeple başladığını açıkladı.

Abdullah Reha Nazlı, kitabın akademik bir çalışma ya da profesyonel görüş olmadığını; mühendislik anlayışını ve kişisel deneyimlerini herkesin anlayabileceği basit ve ilginç örneklere indirgeyerek minimalist bir anlayışla insanlara sunmaya çalıştığını sözlerine ekledi.

IMG_7263

“Kütahya Gençlik Merkezi’ne Kitap Kafe” haberi

Kütahya Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğü Gençlik Merkezi bünyesinde oluşturulan ’Kitap Kafe’ törenle hizmete sunuldu.

Açılış törenine Gençlik Hizmetleri Genel Müdürü Emre Kaçar, AK Parti Kütahya Milletvekilleri Şükrü Nazlı, İshak Gazel, Vural Kavuncu ve Ahmet Tan ile Belediye Başkanı Kamil Saraçoğlu, AK Parti Kütahya İl Başkanı Ali Çetinbaş ve Gençlik Merkezi üyesi gençler katıldı.

Gençlik Hizmetleri Genel Müdürü Emre Kaçar, gençlik merkezileri bünyesinde ilk defa ’Kitap Kafe’nin Kütahya’da açıldığını dile getirdi.

Kafenin tasarımcısı ve işletmecisi Abdullah Reha Nazlı, “Gençlik merkezleri çağımızda önemli bir görevi ifa ediyor.Burdan spor salonundan çalışma yapabilecekleri konferans salonlarına kadar her şey var. Gençlik merkezlerinin içerisine kitap kafe açılması düşünülmüş. Kütahya’da bu kitap kafe Türkiye’da bir ilk. Burada oldukça güzel ve refah bir ortam var. Burası aynı zamanda kitaba rahat ulaşabilmenin adresi. Kütahya’da öğrenciler gençlik merkezini aktif oyarak kullanıyor.Kitapla bütünleşen bir kafeterya düşüncesi gerçekten çağı yakalayan bir düşünce. Burada gençler kitap okuyabiliyor, kitap kiralayabiliyor ve kitap satın alabiliyor” dedi.

Kütüphane Kafe’nin açılış töreninin ardından protokol ve öğrenciler, 30 dakika süreyle kitap okudu.

abdullahrehanazli1

Kütüphane Kafe ile ilgili basın açıklaması

“Gençlik Merkezleri, Türkiye’de önemli bir vazife üstleniyor. Gençler burada spor salonundan masa tenisine, bilardoya, satranca, konferans salonuna, dersliklere, ücretsiz kurslara ulaşıyorlar. Buranın tek eksiği gençlerin kitapla buluşturulması imiş. Bunun için de kütüphane cafeler kurulması planlanmış. Kütahya olarak biz de bir ilki başardık ve ilk açılan kütüphane kafe olduk.

Gençlerin okuma istekleri çağımızda değişti. Onları kitapla bir arada tutmak ve günün birinde kendi istekleriyle doğru kaynaklara ulaşmalarını sağlamak için onların sevdiği, talep ettiği, kendi aralarında konuştukları, internette bahsettikleri kitapları buraya yerleştirdik.

Kitabı gençlere dayatmadık, gençlerin neşeli vakit geçirdiği alanlara kitapları yerleştirdik. Ve sıkmadan, boğmadan, dışarıdan herkese davetkar gözüken bir tasarım yaptık.

Buradaki tüm kitapları gençler burada okuyabiliyor. Aynı zamanda kiralayabiliyor ya da satın alabiliyor. Dilerse burayı kafeterya olarak da kullanabiliyorlar. Gençlerin taleplerine göre zamanla ideal sistemine ulaşacaktır diye düşünüyorum.”

abdullahrehanazli

“Sosyal medya z kuşağının kontrolüne geçti” haberi

Sosyal medya uzmanı ve girişimci Abdullah Reha Nazlı, sosyal medya ile birlikte doğmuş neslin kalabalık nüfusunun ve interneti etkin kullanmalarının artık bariz şekilde topluma ve ekonomiye etki ettiğini söyledi. Kütahya Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü’nün bünyesinde çalışan psikolog, araştırmacı, eğitimci personele yönelik seminere konuşmacı olarak katılan sosyal medya uzmanı ve girişimci Abdullah Reha Nazlı, sosyal medya ile doğmuş neslin internetteki etkinliğinin ve nüfusunun diğer kuşakları geride bıraktığını ve bunun pek çok konuya etki ettiğini söyledi.

Nazlı’ya göre; 20 yıl öncesiyle kıyaslandığında, şehirlerin çarşılarındaki mağaza dağılımdan sinema sektörünün üzerinde durduğu konulara, gazetelerin haberlerinden giyim firmalarına kadar her şey internet kullanıcılarında ‘Z Kuşağı’nının egemen olmasının etkisi mevcut. Buna göre; büyük takipçisi olan hesaplar, check-in yapmanın gençler arasında popüler olduğu mekanlar, öne çıkan etiketler, fenomenler; milyonlarca gencin anında konuştuğu, yargıladığı ve yönlendiği konuları değiştirebiliyor. 80-90 arası doğmuş neslin internetin ilk günlerinde etkinliğinin sona erdiğini söyleyen Nazlı, artık milyonlarca takipçisi olan ve aynı tür basit içerikler paylaşan sayfaların tüm internette etkin olduğunu; buralarda olumsuz şekilde gündeme gelip tüm internette hakkında konuşulma korkusuyla pek çok kuruluşun Twitter hesaplarından Facebook sayfalarına kadar yayın türünü değiştirdiğini söyledi.

Nazlı’ya göre artık medya kuruluşları dahi sosyal medya hesaplarında gazete içeriklerinden farklı yayınlar, daha viral etkiye kavuşmasını umdukları yayınlar yapıyor. Gençlerin anlamadığı için eleştirdiği konuların hemen “internette tepki topladı” tarzı haberlere dönüşmesiyle bu günlere gelindiğini söyleyen Nazlı, artık nitelikli bilginin ortalıktan çekildiğini, yanlış bile olsa sadece ilginç bilginin yayıldığını ifade etti. Yeni neslin ana gündeminin internet olduğunu söyleyen Nazlı, uykusundan uyandığında ilk iş telefonundan bildirimlerini kontrol eden gençler için okul ve ev hayatı sadece sosyal medyanın konularından biri olacak kadar hayatlarında yer kaplıyor. Okul, dersler, sınavlar, aile içi konular zaman zaman sosyal medya hesabında yer alan karikatürize edilen, mizah malzemesi olan geçici bir gündem.

Nazlı, şu tavsiyelerde bulundu: “Bilgi kavramının gerçek manası gençlere öğretilmeli. Gençlerimiz için bilgi; sorunları çözme, tecrübe ya da ilerleme için bir araç değil. Bilgi sadece paylaşıp dikkat çekmek için kullanılıyor. Anlamadığı şeyi eleştirme alışkanlığı ve her şeyi siyah ya da beyaz olarak görme alışkanlığı tek tip insan oluşmasına, farklı olanın ötekileştirilmesine yol açıyor. Sosyal medyaya gerçek içeriklerin üretilmesi için profesyonel çalışmalar yapılması gerekli. Gençlere artık sosyal medya olmadan ulaşmaya çalışmak pek mümkün değil. Onların içinde doğduğu bu ortama biz sonradan adapte olarak onlar gibi düşünerek teknolojiyi etkin kullanıp hayatlarını kontrol edecek değil daha iyi hale getirecek bir araç olarak kullanmaları için çalışma yapılmalı.”

abdullahrehanazli7

“Çocuklara İnterneti Yasaklamayın” haberi

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Kütahya İl Müdürlüğü Çocuk Evleri Koordinasyon Merkezi Müdürlüğü ve Çocuk Evleri Sitesi Müdürlüğü’nde çalışan personele yönelik Aile eğitim Programı’na konuşmacı olarak katılan Sosyal Medya Danışmanı Abdullah Reha Nazlı, teknoloji çağında çocukların nasıl bir dünya ile karşılaştığı ile ilgili açıklamalarda bulundu. Bilgi, öğrenme, özel hayat, gizlilik, güvenlik ve pek çok kavramın değiştiği bir çağda çocukların pek çok teknolojiyi bizden önce keşfettiğini söyleyen Nazlı, çocuklara bizim de bilmediğimiz bir şeyi yasaklamanın onlarda otoriteye karşı güven sorunu oluşturduğunu söyledi. Nazlı, bir veli ya da öğretmenin kendisinin de henüz tanışmadığı bir aracı çocuklarla birlikte keşfetmesi ve zararlı yönlerini birlikte kullanırken öğrenmeleri gerektiğini açıkladı. Velilerin ve öğretmenlerin çocuklarla birlikte internet başına oturmasını, “Bu bilginin doğru olduğuna nasıl emin olabilirim?”, “Buradaki yazıya tıklarsam ne olur?”, “Ödevini yapmana internet nasıl yardımcı olur” şeklinde soruları onların cevaplamasını bekleyerek onları hem düşünmeye hem de merak etmeye sevk etmek gerektiğini söyleyen Nazlı, internetin onların geleceğinde çok önemli bir yer tutacağını, bir zamanlar Facebook’u çocuklarına yasaklayan yetişkinlerin şu anda en çok kendilerinin kullandığını belirtti.

“Bilgi Çağını Anlayamadık” adlı bir kitabın da yazarı olan Nazlı, çocukların ve gençlerin teknolojiyi Oyun ve eğlence aracı olarak görmesi yerine harika şeyler keşfetmek ve hayatı kolaylaştırmak için bir araç olarak görmesi için çalışılması gerektiğini bildirdi. Nazlı, “ABD’de 12 yaşında uygulama yazıp ömür boyu harcayacağı parayı kazanmış çocuklar varken, bizler henüz bilgi ve öğrenmenin önemini dahi anlatamadık. Artık gençlerimiz gereksiz her türlü bilgi önlerine geldiği için işlerine yarayacak hiçbir şeyi merak etmiyor. Sadece iki boyutlu düşünüyorlar ve okuduklarından sonuç çıkarmıyorlar. Her yerde telefonlarına sarılıp hiçbir yerde canları sıkılmadığı ve hatta uykularında bile mesaj sesiyle uyandıkları için, asla kendi düşünceleriyle baş başa kalmıyorlar. Bu da en ufak etkiyle savrulan ve sadece anlık gündemleri olan bir hayata yol açıyor” dedi. Nazlı şu açıklamalarda bulundu: “Şu anda tüm kurumlarda, şirketlerde çalışan tüm memurlar, yöneticiler, idareciler, mühendisler emekli olsa, sadece bu senenin üniversite mezunları o kadroları doldurmaya yeter. Seneye mezun olacaklar işsiz kalır. UNESCO 5 yıl önce önümüzdeki 30 yılda verilecek üniversite mezunu sayısının, insanlık tarihi boyunca yaşamış insan sayısından fazla olduğunu açıklamıştı. bugün üniversiteye başlayan bir gencin farklı yönlerini keşfetmesi, yetenek ve ilgi alanlarına yönelmesi gerekiyor. Toplumun birden fazla alanla ilgili kişilere ihtiyacı varken bizler onların farklı yönlerini körelterek onları herkes gibi olmaya zorluyoruz. Bu sebeple her gün yeni meslek doğduğu halde bunları yapan kimse olmadığı için toplum hem iş gücü hem de nitelikli personel bulma açısından sorun yaşıyor.”

abdullahrehanazli14

“Bilgi Çağı’nda Y neslinin avantajları” TV programı

“Bu kitabı 90’ları yaşamış, televizyonun yerini internetin alışına şahit olmuş, walkmanini bir köşeye atıp mp3 player almış, sosyal medyanın çağı değiştirişini farketmiş, sosyal medyayı amacı dahilinde kullanan, merak ettiği şeyleri aratmaya üşenmeyen, teknolojiden ilham alan, yeni şeyleri keşfetmeye bayılan bir şeye inanmadan önce sağlam kanıt arayan yaşıtlarım ve genç arkadaşlarımız için yazdım.”

abdullahrehanazli11

“İçinde bulunduğumuz çağın farkında değiliz” haberi

İçinde bulunduğumuz çağda, her iki günde bir insanlık tarihinin başından 2000’li yıllara kadar üretilmiş bilgi kadar bilgi üretildiğinin tahmin edildiğini bildiren Nazlı, bu bilginin internet aracılığıyla herkesin ulaşımına sunulduğunu ancak bundan yine başkalarının yararlandığını söyledi. Nazlı’ya göre; bir zamanlar teknoloji ve bilim batının tekelinde idi ancak şu anda aynı teknoloji ve imkanlara sahip olmamıza rağmen internet teknolojilerini kullanmıyor sadece üretilen teknolojilerden etkileniyoruz. Abdullah Reha Nazlı, “İddiada bulunma yetkisini televizyon ve medyadan alıp tüm insanlığa veren internet teknolojilerinin hayatımızı değiştirmesi gerekirdi. Oysa insanlık yine inanmayı dilediği kaynaklar üretiyor ve asla sorgulamıyor. Çağımızda yanlış bilginin yayılmaması, insanların anında gerçeği aratıp bulması gerekirdi. Fakat yalan haberler artık hiç olmadığı kadar yayılıyor. Eskiden bir şeyi merak ettiğimizde kütüphanelerde cevabını bulamazdık. Şimdi her bilgi cebimizde ama çağımız gençleri neye ulaşmaları gerektiğinin farkında değil. İnsanlar yüz milyonlarca web sitesinden sadece birkaç tanesini ziyaret ediyor, orada bir şey bulamadığında sıkılıyor. Teknoloji hayatı kolaylaştırmak için her türlü bilginin, öğrenme metodunun, dökümanların, videolu derslerin olduğu bir ortam, ama kimse yararlanmıyor” diye konuştu. Aynı zamanda eğitim sistemi, psikoloji, felsefe, eğitim sistemi, internetin etkin kullanımı gibi konularda da yazıları olan Nazlı, kitabında gençlerin ellerindeki fırsatları kullanması için teşvik bulmasını, öğretmenlerin ve akademisyenlerin de gençleri interneti etkin kullanmaya yönlendirecek sebepler bulmasını amaçladığını söyledi. Asıl mesleği mühendislik olan Nazlı, kitabının bir uzman görüşü ya da akademik çalışma olmadığını, bilgi çağına geçiş yıllarını bizzat yaşamış birinin çocukluktan iş hayatına kadar yaşadıklarının bir kısmının ilk ağızdan not düşülmesi olduğunu sözlerine ekledi.

abdullahrehanazli13

“Bilgi Çağı neslinin girişimcilik fırsatları” TV röportajı

“Kütahya’da bir kitapçıda yapılan gözlemleri de içine alan bu kitap, farketmediğimiz çağ değişimini bir kitapçının, bir mühendisin, teknoloji kuruluşları yöneten bir kişinin gözlemleriyle anlatıyor. Mesleklerin doğup ölüşü, öğrenme ve bilgi kavramlarının değişimi, aynı ürünün kısa zaman içinde son teknolojiden nostalji haline gelişi gibi konulara da değinen kitap, çağın değişimine rağmen alışkanlarımızın değişmeyişi ve hayatımızı kolaylaştıracak avantajlarımızı kullanmayışımızı gözler önüne seriyor.”

kitapvekahvekutahya_abdullahrehanazli_2

“Kahve ve kitabın bütünleştiği gerçek kıraathane” haberi

Bu işin içinde olduğu için yıllarca kitapçıların sorunları hep gördüğünü belirten Nazlı, “Hep hayal ettim, kitap okurlarına rahat edeceği bir yer oluşturmayı. Kitabı saygıyla gören gerçek okurlar olduğu gibi kitaba kağıt gözüyle bakan, kitaba fiyat biçen ama değer biçemeyen örnekler bir aradaydı. Ben bu iki kesimi ‘birbirinden nasıl ayırırız’ diye düşündüm. Ayrıca şehrimizde çok fazla kafe var ancak kitap okurlarının rahat edebilecekleri, sessiz sakin bir ortam olmadığını düşündüm” diye konuştu. Nazlı, halkın gözünde kitap fiyatları konusunda bir sıkıntı var olduğunu gözlemlediğini belirtti. Anadolu’da kitapçılık yapmanın zorluklarına değinen Nazlı, şunları söyledi: “Anadolu’da kitapçıysanız eğer, önce kitabı kargo parası ödeyerek getirttiriyorsunuz. Rafınızda tutuyorsunuz, masraflarınız oluyor ama kitap büyük oranda satılmadan iade oluyor. Yine gönderirken de kargo parası ödüyorsunuz. Kitapçıların buna benzer birçok sorunu var. İnternetten satış yapanlar, her kesimin buralardan alışveriş yapabildiği için çok daha uygun fiyata satabiliyorlar. Bunun için doğal olarak da ülkemizdeki kitapçılık, azalan bir meslek haline dönüştü. Ana caddeler üzerinde kitapçılar olmuyor, olanlar da kitabın yanında fotokopi, kırtasiye ve oyuncak bulundurmak zorunda kalıyor. Biz bunlara karşı ayakta durabilmek ve kitap okurlarını rahat ettirebilme hayalimiz için küçükte olsa bu sistemi uyguladık.” -“Bahçemizde kitap okurları dilediği kadar vakit geçirebiliyor” Kitabı alıp götürdüğü okuduktan sonra getirebildiği bir sistem kurduklarına dikkati çeken Nazlı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Alıp okuduğu kitabı geri getirebildiği, aldığı kitap başına indirim kazanabildiği ve en çok okuyanlar listesine girdiğinde daha büyük indirimler kazandığı bir sistem bulduk. İnternette çoğu zaman görüyoruz, insanlar kitap okurken kahve içme gibi bir kültür oluşturmuşlar. İnsanların bunu sevdiğini gördük ve burada da uygulamaya çalıştık. Bahçemizde kitap okurları dilediği kadar vakit geçirebiliyorlar. Bizim ikramlarımız oluyor, dilerlerse sipariş verebiliyorlar. Ama hangi kitabı alacaklarına karar verebilmek için istediği kadar vakit geçirebiliyorlar. Kitabı evlerine götürüp 3 ay içinde geri getirebiliyorlar. Üniversiteli öğrenciler bahçemizde toplanıp, derslerine burada bakabiliyor ve gelip burada fikir alışverişinde bulunabiliyorlar.” -“Gerçek bir okur talep edecek” umudu Nazlı, dükkanlarında hemen hemen her kesime hitap edecek kitapları bulundurduklarını anlattı. “Günün birinde gerçek bir okur talep edecek” umuduyla bazı yazarların bütün kitaplarını getirdiklerini ifade eden Nazlı, şöyle devam etti: “Vladimir Vladimiroviç Nabokov, Haruki Murakami, Yahya Kemal ve Adalet Ağaoğlu gibi yazarların tüm kitapları burada bulunabiliyor. Kült eserleri ise tek bir rafta bulmak mümkün. Normal koşullarda bu kitapların Kütahya’da sorulması 10 yılı bulur. 10 yıl sonra o kitap hala daha satılmadan aynı yerde durur. Onun için biz kar amacı gütmeden kaliteli her kitabı rafımızda, yerimiz olduğu müddetçe koymaya çalışıyoruz.” Nazlı, kitapçı dükkanını açtıklarında ilk önce kafe olarak algılandığını, gelenlerin yüzlerinde bir gülümseme oluştuğunu ve kendilerinin de gülümseyerek “kitaba hoşgeldiniz” dediklerini anlattı. Ancak kendilerinin kafe olmadığını aktaran Nazlı, “Biz de internet şifresi ve tavla gibi kitabı arka plana itecek hiçbir şey yok. Biz sadece kitapçı olmayı, devam ettirmeye çalışıyoruz. Biz, kitap okurlarının rahat edebileceği, kahve ile kitabın bütünleştiği bir kitapçıyız. Bunun yanında hafif sesli müzik, kahve, çay ve salep de veriyoruz” diye konuştu.

Git En üst