Abdullah Reha Nazlı

Category archive

Medyada Kitap&Kahve

  • abdullahrehanazli_kitap_seminer_31mart2017_-1.jpg
  • abdullahrehanazli_kitap_seminer_31mart2017_-5.jpg
  • abdullahrehanazli_kitap_seminer_31mart2017_-7.jpg

“İnternet, kitabın yerini almıyor” haberi

Girişimci ve yazar Abdullah Reha Nazlı, Vahit Paşa Kütüphanesi tarafından Kütüphaneler Haftası için düzenlenen bir organizasyonun davetlisi olarak Yazma Eserler Kütüphanesi’nde bir seminer verdi. Kütahyalı kitap okurlarının katıldığı seminerde kitap okurluğu, çağımızda bilgi ihtiyacının değişimi ve ülkemizde kitaba yaklaşım gibi çeşitli konulara değinildi

Bilgi ihtiyacının kişiye özel olduğunun anlatıldığı konferansta, edinilmiş bilginin önemine dikkat çekildi. Aynı zamanda bir kitabevi ve kitap-cafe kurucusu olan Nazlı, aynı kitaptan iki farklı kişinin ayrı cümlelerin altını çizeceğini, her insanın kendi ihtiyacı olan bilgiyi bulmakla yükümlü olduğunu, bunun için de ömür boyu bilgiye sadece maruz kalan geleneksel yaşayış tarzını değiştirmesi gerektiğini bildirdi.

“Her yeni kitapta ne kadar haklı olduğunuzu okuyorsanız; kitapları yanlış sırayla okuyorsunuz” diyen Nazlı, gerektiğinde bir kitabın daha önce o konuda okuduğunuz bir raf kitabı kütüphanenizden çıkarması gerektiğini söyledi. ‘Az okuyan, okunacak çok fazla şey var zanneder’ sözünü hatırlatan Abdullah Reha Nazlı, sözlerine şöyle devam etti; “İnternet bilgiye ulaşma yollarından biri olmaktan çıkıp bilgiye maruz kalma yollarından biri oldu. Gerçeğin bütünü yerine ilginç olan parçalarının yayılması, doğru bilgilerin bile yararsız olmasına yol açıyor. İhtiyaç duymadığı bilgiler ile beynini dolduran insanımız esnek düşünce yeteneğini kaybediyor ve hantal bilgi yığınları içinde boşa zaman geçiriyor. Bilgininin bütününü sıkıcı bulan insanlar, bilgi adı altında gerçekten uzak içeriklere erişiyorlar. Bilginin kendisi hala kitaplarda, hatta kitapçıya bile ulaşmayan, popülerleşmeyen kitaplarda ve böyle giderse asla da tüm bilgi internette yer almayacak, her zaman kitaplarda olmaya devam edecek.”

  • abdullahrehanazli_4.jpg
  • abdullahrehanazli_2.jpg
  • abdullahrehanazli_3.jpg

Abdullah Reha Nazlı’nın FoodTime dergisi röportajı [Aralık’16]

Aşağıdaki röportaj 16.12.2016 tarihinde Aydan Dalbastı tarafından gerçekleştirilmiş ve 21.12.2016 tarihinde yayınlanmıştır.

2016’nın ilk aylarında sosyal medyada, bir tanıtım dikkatimi çekmeye başladı.

“Gıda Mühendisi gibi Düşünmek” diye bir kitap. Az kaldı, çıktı, çıkıyor derken bir anda raflarda yerini aldı. Yine sosyal medyada yeraldı. Ama kimdir bu kitabın yazarı? Neden bu kitabı yazmıştır? Kimler için yazmıştır ? gibi akılda deli sorular oluştu. Bir gıda mühendisi olarak, en azından bir yorum yapabilmek için okumak lazım diyerek, hemen edindim ve okudum.

Kitabı okuduktan sonra, bu sayfalara taşımamak olmazdı. Hadi kitabı ve yazarını tanıyalım biraz…

Abdullah Reha Nazlı Kimdir ? Bize biraz kendinden bahseder misin ?

Merhabalar, davetiniz için teşekkür ediyor ve okurlarınıza selamlarımı gönderiyorum. Kütahyalı bir gıda mühendisiyim. Web ajansı ve animasyon stüdyosu kurucuyum. Çeşitli kişi ve kurumların basın ve sosyal medya danışmanlıklarını yürütmekteyim. Aynı zamanda bazı yerel medya markalarının sahibiyim. Bir tanesi kitapçık olmak üzere üç kitabın yazarı gözüksem de pek çok konuda kitap olmayı bekleyen yazılarım ve bunların biriktiği sitelerim mevcut. Yılladır çok farklı konularda yazı, video, grafikler hazırlamaktayım. Aynı zamanda bir kitabevi, kitap-cafe, kütüphane-cafe, kitap okuma bahçesi ve 12.000 üyeli bir kitap okuma sisteminin kurucusuyum. 2 milyon dakikadan fazla izlenmiş videolu derslerin sahibiyim.
Mesleğin nedir diye sormak istiyorum. Diplomanda “Gıda Mühendisi” ama senin kendi tanımladığın mesleğin nedir ?

Esasında mesleklerin görevleri kalıplaştırmak üzere icat edilmiş kavramlar olduğunu düşünen biriyim ve tam olarak meslek tanımlarına inanmıyorum. Zaten çağımızda bir önceki çağın meslek kalıplarının artık güncelliğini yitirdiğini okuyor ve yaşayarak görüyoruz. Bugüne kadar web tasarımdan danışmanlığa, çevirmenlikten yapımcılığa kadar pek çok iş yaptım ama hiçbirini mesleğim olarak görmedim. Bir sosyal medya stratejisi oluşturmaktan işletme yönetmeye kadar her yerde mühendis düşünce mantığını kullansam da; ömrümü laboratuarda veya fabrikada geçirmediğim için meslektaşlarımıza nazaran kendimi tam bir gıda mühendisi olarak da görmüyorum. Geliri ile ilgilenmeksizin genelde şartlar ne yapmamı gerektiriyorsa onu yapıyor ve ne öğrenmem gerekirse onu öğreniyorum. Hiçbir şeye tam olarak ömür boyu bağlı kalmak istemiyorum çünkü her yıl yeni bir hayranlık duyulacak şey keşfetmiş oluyorum ve ömür boyu da bu heyecanımı kaybetmemeyi umuyorum.
Birden fazla kitabın olduğunu biliyorum. Yazarlık, kitap yazmak nereden aklına geldi ?

Aslında dağınık bir yaşam gibi gözükse de hayatımdaki pek çok şey birbiri ile ilişkili. 90’larda çocuk olmanın hayatım üzerinde büyük bir etkisi vardır. Kitaplarda okuduklarımla televizyonların söyledikleri veya toplumun inandıkları arasındaki farkları görmeye başladığımda buna içten içe bir tepki biriktirmişim. O zamanlar fikrimizi söyleme hakkımız yoktu ve bu kadar çok farklı haber alma yöntemi de olmadığı için her akşam izlenen televizyonun ve gazetelerin büyük etkisi vardı. Çok başarılı bir lisede yatılı olarak okurken dış dünyada internet hayatımıza girmeye başlamıştı. Web tasarımın öğrenilebilir bir şey olduğunu duyduğumda heyecanlandım. Lisenin son senesi yatılı hayattan kurtulur kurtulmaz dershaneden kaçıp internet kafeye gittim ve üniversiteye hazırlanmam gereken seneyi kendi başıma web tasarım öğrenmeye çalışarak geçirdim. Amaçlarım, anlatmak istediklerim vardı; çünkü hayatta ilk defa biz de fikrimizi söyleyebilecektik. Şimdi sosyal medya var ama fikrini söyleyebilmenin önemini kimse önemsemiyor. Bu fikir söyleme ve doğru bilgileri yayma arzusu yazarlığa, web tasarımcılığa, içerik geliştiriciliğe, video tasarımcılığa, infografikler hazırlamaya kadar gitti. Yazarlık derdi anlatma konusunda gelişmiş doğal bir refleks. Anlatmak istediğiniz çok şey birikince kendiliğinden yazılara dökülüyor.

Konu başlığımız olan kitabına gelirsek, böyle bir konu nereden aklına geldi ? Neden böyle bir şey yazmak istedin ? Amacın neydi ?

Genelde insanlar üniversite okurken ekstradan başka bir şeyler yaparlar. Ben başka bir şeyler yaparken arada üniversite okuyordum. Üniversitedeki özgürlüğün tadını tüm ilgi alanlarıma yönelerek çıkarmaya başlamıştım. Psikoloji, reklamcılık, strateji kitapları okuyordum. Bir gün derste hocamızın yaptığı bir tanım karşısında kafamı kitaptan kaldırdığımı hatırlıyorum. Çünkü tanımını yaptığı bir laboratuar tekniği benim savaş, reklamcılık ve manipülasyon kitaplarında defalarca okuduğum bir stratejiye benziyordu. Ondan sonra gıda mühendisliğine dikkat ettim ve hakikaten aklın yolunun bir olduğunu gördüm. Gıda mühedisliği hayatım boyu okuduğum pek çok şey için bir örnek oluşturabiliyor ve hatta o güne kadar anlamadığım bazı şeylerin cevabı oluyordu. Bunları ilk başlarda yazmayarak hata ettim ve belki de çok şahane karşılaştırmaları yazıya dökme imkanım buhar oldu. Ama yıllar içinde yine de bir şeyler biriktikçe yazmışım. Günün birinde bunları kitap haline getirdik. “Gıda mühendisliğini strateji, psikoloji, mantık, epistemoloji, felsefe ve matematik ile bağdaştırıp hayatla ilgili sonuçlar çıkaran bir kitap yazayım” diye bir hedef olamaz. Zaten hayatta hedeflerim pek olmaz. Gıda Mühendisi gibi Düşünmek kitabı kendiliğinden olgunlaşan bir fikir oldu ve böyle olmasının çok daha iyi olduğunu düşünüyorum. 4 yılda çok farklı ortamlarda çok farklı gündemlerin arasında yeri geldikçe yazılmış 24 yazının derlemesi oldu. Hayattaki diğer her konuda da kendiliğinden olgunlaşana kadar her şeyi akışına bırakıyorum.

Kitabını okuyan bir meslektaş olarak, önsüzün gerçekten ilginç ve bir o kadarda samimi geldi bana. Konuları ele alış ve inceleyiş şeklin ise tam mühendis kafası dedim. Kitabı yazarken, hedeflediğin okur kitlesi kimlerdi ?

Akademik ya da teknik bir kitap yazabilecek bir insan değilim. Zaten yazsam bile insanlığın buna ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum. Andre Gide başkalarının bizim kadar iyi yapabileceği hiçbir şeyi yapmamamızı söyler. Benim yazılarımın fonksiyonu olaya benim gözümden bakmasıdır. İstanbul’un fethini gören kimse sıradan değildi, bu çağda yaşayan herkes gibi ben de sıradan değilim. Ben de herkes gibi bilgi çağına geçişi, internetin hayatımıza girişini, sektörlerin değişmesini, kalıpların aşılmasını, ihtiyaçların farklılaşmasını gözlerimle gördüm. Ekstradan yazarlar, girişimciler, iş adamları, bilim insanları arasında zaman geçirdim, şirketler daha üniversite öğrencisi iken müşterim oldular ve çok farklı konularda kitaplar okudum. Fatih döneminde yaşamış bir bilim adamının görüşleri önemli idi ama o güne tanıklık eden sıradan bir insanın günlüğü de bizim için çok önemli. Benim kitaplarımdaki yazılar da çağa tanıklık eden birinin tespitleridir. Aynı zamanda farklı yerlerden aynı konulara bakıp ortak yasalar çıkarmış, gizli stratejiler görmüş birinin notlarıdır. Bu açıdan gıda mühendislerinin mesleklerini anlatan belki de ilk defa bir kitap edinmenin mutluluğu ile keyif alarak okuyacağı ama gönül rahatlığı ile çevresindekilere tavsiye edebildiği bir kitap oldu. Akademik bir kitap insanımıza asla ulaşamıyor çünkü asla gündemlerine girmiyor. Televizyonlara delile dayanarak konuşanlardan ziyade ilginç şeyler söyleyenler çıkıyor. Benim amacım üniversite öğrencisinden ev hanımına kadar herkesin okuyabileceği sadelikte olması idi. Konu çeşitliliğine rağmen öyle de olduğunu düşünüyorum. Okurlarımız arasında %20-25 civarında gıda mühendisi olmayanlar olması beni çok mutlu ediyor. Ama özellikle gıda mühendisi adayı üniversite öğrencilerinin okumasından mutlu oluyorum. Çünkü kitapta üniversitenin ilk senesi duymak ve bilmek isteyeceğim her şey var. Ben hem keşfetmek hem yaşamak zorundaydım. Keşfi baştan yapmış biri bana bunları söylese çok daha farklı şeyler yapabileceğimi, hayatı çok da farklı yaşayabileceğimi biliyorum. Amacım üniversitedeki arkadaşların da mesleklerinden gurur duyup onun avantajlarını hem kendileri hem de toplum için kullanabilmeleri.
Kitabın satış rakamları nasıl ?

Kitabımız ilk haftasında ilk baskısını tüketmiş idi. 9 ayda 5 baskıya ulaştı. Günde 300 kitap çıkan ve pek çoğunun asla 2. baskısını görmediği bir ülkede bu bana ömür boyu yetecek bir gurur oldu. Daha da gururlandıran ise Bolu’da bir lisede kitabın sınıf öğretmeni tarafından okunması, öğrenci arkadaşların beni şehirlerine davet etmesi. Kütahya’daki kitabevimde gıda mühendisi olmayan üniversite öğrencisinden öğretmenine kadar farklı türde insanların okuması ve yorumlarını ulaştırmaları. En güzeli de gıda mühendislerinin veya adaylarının kitabı aldıktan sonra yurt arkadaşlarının, anne babalarının, iş arkadaşlarının kitabı okuduğunun haberlerinin gelmesi büyük mutluluk. Ben bu kitabı yazana kadar hayatta bir kişi bile bana gıda mühendisliğinin hayranlık verici meslek olduğunu söylememişti. Çeşitli yerlerde, mesela mühendisler arasında otururken “gıda mühendisiyim” dediğimizde mühendis olarak kabul görmüyor hatta dezavantajlı bir meslek olarak görülüyorduk. Yani sanki mühendislik sayılmayacak bir ünvan olmasına rağmen verilmiş gibi davranılıyordu. Kitaptan sonra makine mühendisi biri ile sohbet ederken makine mühendisliğinin kısıtlı bir alanı olduğunu, gıda mühendisliği gibi geniş düşünemediğini düşünmeye başladığını söylemesi beni çok mutlu etti. Endüstri mühendisliği öğrencilerinin daveti sırasında benzer diyaloglar yaşandı. Amacım meslekleri rekabet ettirmek değil ama gıda mühendisliğinin öneminin anlaşıldığı bir ülke olmaya gittiğimizi düşünmek istiyorum, belki benim çalışmam bu amacı yerine getirmeye yetmez ama daha büyük çalışmaların ortaya çıkması için bir önayak olduğumuzu umuyorum. Kitabın başında da dediğim gibi belki bir kıvılcım yakmışızdır.
Kitap beklediğin ilgiyi gördü mü ? Rakamlardan ziyade geri dönüşler nasıl ? Ki özellikle sosyal medyadan sıkı geri bildirim aldığını görüyorum.

Bugüne kadar yüzlerce yazı yazdım ama hiçbirinden büyük beklentim olmamıştı. Tespit karşısında heyecandan uyuyamadığım, özene bezene yazdığım, geniş kaynakçalara sahip makalelerimde bile internet ilgisi görmedim ve beklemedim de. İlk kitabımı bastıktan sonra reklamını yapacak vakit bile ayırmadım. Hatta kitap baskıya girmeden önce kontrol bile etmemiştim. Bu kitapta da öyle olacağını düşünüyordum. Zaten yazıları genelde o konuda ne bildiğimi görmek için yazarım. Çok fazla fikir içinden gereklileri alır, karar kıldıklarımı not eder ve diğer her şeyi unutup kurtulurum. Yazı ortaya çıktığında kafam rahatlamış olur. Gıda yazılarımla ilgili de ben görevimi yapıp bildiklerimi kağıda dökmüş ve bunu yayınlamıştım. Kitabın reklamını yapmaya da pek niyetim yoktu. Ama yıllar önce internette fenomen olan ve adeta mesleğimizin manifestosu gibi kullanılan “Gıda’nın Mühendisliği” yazımla birlikte bir tanınırlık başlamış olmalı ki “Gıda Mühendisi gibi Düşünmek” kitabı çıkacak dediğimde bir patlama oldu. Mesajlar almaya başladıkça kitap konusunda endişelenmeye başladım. Baskıya girmeden önceki son birkaç hafta işi gücü bırakıp kitapta ne yazdığımı merakla okudum ve düzeltmeler yaptım. Kitabın kapak tasarımından mizenpajına, editörlüğüne, sosyal medya çalışmalarına, fotoğraflarına, sitesine, tanıtım filmine kadar her şey bana aittir. Hepsi kusurlu ve amatörce. Ama okurlarımız şu ana kadar bu eksiklikleri yüzümüze vurmadılar ve tam da bir yazarın olmasını en çok isteyeceği şeyler oldu; yani sadece içeriğe odaklandılar. Türkiye’nin her yerinden çok güzel yorumlar geldi. Hatta yorumlar o kadar güzel ki, bunlara inanmayanlar çıktı. Artık ekran görüntülerini de arşivliyoruz. Esasındaki kitaptaki her yazı yıllardır internette vardı ama binlerce yazı yazmaktansa bir kitap yazmak daha önemli imiş, bunu da böylelikle keşfetmiş oldum.
Aldığın geri bildirimlere göre, sormak istiyorum. Kitabın en ilgi çeken bölümü hangisi oldu ?

Kitapta 8 bölüm var. Filmlerden kitaplara, gerçek tecrübelerden gerçek istatistiklere kadar geniş bir içerik kaynağına sahip. Aynı zamanda felsefeden pazarlamaya, mikrobiyolojiden tarihe, eğitim sisteminden sosyolojiye kadar konuların iç içe olduğu bir kitap. Dolayısıyla bugüne kadar çok farklı konulardan çok farklı yorumlar aldık. Kimsenin dikkat etmeyeceğini ve herkesin zaten bildiğini düşündüğüm bazı alıntıların ısrarla paylaşıldığını görüyorum. GDO yazısını bir dergi yayınlamış, eğitim sistemi yazısını fenomen bir hesabın paylaştığını gördüm. Herkes kendince en çok ilgilendiği bir yönünden tutmuş ve amacımıza ulaşmış. İkinci kez okumaya başlayanların paylaşımlarını da görmeye başladık. Günde bir yazıyı okuyup sadece onun üzerine düşündüğünü söyleyenler var. Tabi kitle içinde ilk kez bu kitabı okuyarak kitap okumaya başladığını söyleyen üniversite öğrencileri var. Bugüne kadar sevdikleri bir kitaba rastlamamışlar ya da sevecekleri bir kitap tavsiye ederek okumayı aşılayacak bir sistemin içinde olmamışlar; dolayısıyla okumaya küs yaşıyorlarmış. Kitap okumanın da keyifli olduğunu fark ettiğini söyleyen birinin paylaşımlarındaki heyecanı izlemek inanılmaz bir duygu. Ben de uzun vadede konularda derinleşsem bile hep bir insanın okuduğu ilk kitap olacakmış gibi yazmaya devam etmek ve yüzeyde kalmak istiyorum.
Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim, benimde hayalim olan kitap-cafe fikrini hayata geçirmişsin. Küçük bir kıskançlıkla, tebriklerimi bildirmek isterim. Bu hayali, hayata geçirmek ve ayakta tutabilmek zor olmadı mı ?

Çok teşekkür ediyorum. Her tebrik eden peşinen ne kadar süreceğini soruyor. Çünkü ülkemizin malumu, içinde kitap olan bu kadar güzel bir yer uzun süre kalıcı olamaz. İnanılmaz zorluklarımız oluyor. Sadece manevi motivasyonu ile ve başka işlerden yaptıklarımızla ayakta duran bir işletme. Kitap-cafe açmanın en kötü yanı bulunduğunuz yerin değerini yükseltip kendinizi hedef göstermek. Türkiye’nin en güzel yerlerinde hiç kitapçı yok çünkü kiralarını karşılayamıyorlar ve hemen daha yüksek kira vermek isteyen birileri orayı tutmak istiyor. Kitapçılar alt caddelere düşüyor sonra da kayboluyorlar. Kitapçıların yaşadığı tüm sıkıntılar bizde de olmasına rağmen 3 yıllık hayatında inanılmaz deneyimler yaşadık. Kitap okuyandan çay parası alınmayan bir işletme olmanın getirdiği öyle geri dönüşler, öyle hatıralar yaşanıyor ki bu 3 yılı Türkiye’nin her yerinde şubesi olan bir franchise işletmenin sahibi olmaya değişmem. Bu fikri hayata geçirmek de bir hedefle değil bir amaçla oldu. Instagram hesabımda görseli hala duruyordur. Kütahya’da o güne kadar kimsenin kullanmadığı bir bahçeyi görünce “burayı kitap-cafe yapmak istiyorum” diye paylaşım yapmışım.Bir anlık spontan bir fikirdi, hayatta bir mekan sahibi olmak gibi düşünem yoktu. Ama şehrin ortasındaki son yeşil yerin başka bir amaçla kullanılması düşüncesine katlanamadım. Başkaları bir şey yapmadan ben hayata geçirmek istedim. Esasında hiçbir birikimim de yoktu ama Allah’ın yardımı ve çok çalışmanın zaman içinde kazandırdığı ivme ile bir şekilde hayata geçirebildik. Kitapçıların ayraç yaptıracak bütçesi dahi olmaz, başka işlerin yardımı ile bir şeyler yaptık ve bulunduğumuz ilde Foursquare’de en beğenilen mekan seçildik. Ticari amaçlı düşünenler için fizibil olmadığını söylemeliyim. Özellikle kaliteli okurlar için hiç fizibil değil zira insanların okudukları ile sizin okunmasını istedikleriniz, insanların kitap tanımı ile sizin bildiğiniz arasında inanılmaz bir fark var. Ama insanların hayatına dokunma, bulundukları şehirde ömür boyu unutamayacakları anılar yaşadıklarını söyledikleri bir yer yarattığınızı her gün duymak hayattaki tüm lezzetlerin üzerinde…

Bundan sonrası için hedeflerin nelerdir ? Gıda sektörü ile ilgili çalışmaların olacak mı ?

Yıllarca gıda mühedislerinden topladığım sıkıntıları, tespitleri önemli kişi ve kurumlara götürmeye çalıştım. Videolar hazırlayıp yazılar yazarak halkı bilinçlendirme çalışmaları yaptım. Tabi bölündük, yorulduk, yetişemez olduk. Şimdi bunları yapan genç arkadaşlara tavsiyeler vermeye çalışıyorum. Her şeyden önemlisi birilerinden bir şey beklemeden kendileri bir şeyler öğrenip adım atmaları ve kendi hayatları için şartları kendilerinin değiştirmelerini umuyorum. Hayalim televizyonlarda gıda konusunda bilirkişi olarak gıda mühendislerinin konuşması, ani gündemlerde canlı yayınlara gıda mühendislerinin bağlanması. Türkiye’den dünya markaları çıkması hayalim var ama daha gıda mühendisinin ne iş yaptığını anlatmak zorunda kaldığımız firma patronlarımızdan çağın zorluklarını dinliyoruz. Çağın kullanan için avantajlı olduğu ülkemizde de anlaşıldığında umarım gıda mühendislerine bakış çok daha değişecek. Yine de böyle bir zamanın gelmesini ummak zorunda değiliz; herkes kendi hayatı için öğrenerek, gelişerek bir şeyleri değiştirmeli. Her kendini kurtaran diğerlerini de çıkarmaya çalışmalı. Güzel örnekler duyuyoruz, bir ivme yakaladığımızda değişimin hızlanacağını umuyorum.
Peki son olarak FOODTİME okuyucuları için mesajını sorsam ?

Hepimiz farklı avantajlara sahibiz. Haberimiz bile olmayabilir ama bir yeteneğimiz, bakış açımız, çevremiz, zamanımız mevcut. Üstün yaşam tarzı yok, üzerimize düşen görevler var. Hayat kurtaracak bir ilacı keşfedecek bilim adamı ne kadar önemli bir iş yapıyorsa, o bilim adamının sabah kahvaltısında içtiği sütü sağlıklı bir şekilde üreten firmanın sabahın 8’inde mesaiye gelen, maaşını düzensiz alan, geç mesaiye kalan bir çalışanı da aynı kutsallıkta bir iş yapıyor. Her ikisinin yaşamı da çok kıymetli. Motivasyonumuz dünyadaki varlığımızın pozitif değer ürettiği hissiyle yaşamaktır. Ve hayatta sadece başkalarına katkımız olduğunda mutlu olduğumuzu biliyorum. Bir işletme kitabında öğrendiğimiz prensip ile rakibimizi saf dışı bırakmaktansa bilgiyi paylaşıp şehrimizde o sektörün payını genişletmek gerektiğini düşünüyorum. Güzel bir bahçe gördüğümüzde ofisimizin keyif bölümü yapmaktansa yaz-kış kitap okuyan insanlarla dolu olmasının çok daha güzel olduğunu biliyorum. Her gün bulunduğu ortamda çevresindeki insanlar için pozitif bir değer oluşturduğunu bilerek yaşamak dertlerimizi, borçlarımızı, gereksiz streslerimizi unutturuyor. Üzerine düşünecek zaman bulabildiğimiz dertlerimiz her zaman olduğundan daha yorucudur. Her sabah halimize şükrettiğimiz bir ömre sahip olduğumuzu fark ederek yaşamayı, modern toplumun trafikte ve mesaide geçen ömrü arasındaki küçük boşlukların tamamını kitaplar, müzikler, filmler ile doldurup interneti gerçek yararlı amaçlar için kullanmayı herkes için dilerim. Tüm bunları başarabilirsek toplu olarak ülkemize değer katan, üretime ve marka değerine katkısı olan insanlar olma yoluna girmeyi umabiliriz.

Web sitem olan reha37.com adresinden dilediğiniz her konuda bana ulaşabilirsiniz, tüm okurlara teşekkür ediyor ve güzel günler diliyorum. Saygılarımla.

Teşekkürler…

kitapvekahvekutahya2

“Kütahya bu görüntüye alışıyor”

Kütahya’da 2 yıldır hizmet veren Kitap&Kahve, sadece kitap okunan bir yer olma amacında başarılı oldu. Kitap okuyandan çay ücreti alınmayan, kahve ücretlerinin yarısı kadar kitabevinde indirim sağlanan işletmede günün her saatinde kitap okuyan birilerini görebiliyorsunuz. Masalarda “Dikkat, sadece kitap! Muhabbet etmek için cafeleri, ders çalışmak için kütüphaneleri tercih ediniz. Kitap okuyacaklara yer bırakınız” uyarısı bulunan bahçenin şehir dışından da ziyaretçileri var.

Kitap&Kahve’nin kurucusu Abdullah Reha Nazlı, sadece kitap okunan bir yer hayali için çok mücadele verdiklerini söyleyerek; prensiplerine sadık kaldıkça ve burada kitap okuyan okurların görüntüleri paylaştıkça bir alışkanlık yarattıklarını söyledi. Hiç kitap okumadığı halde burada okuyan insanlar görmekten etkilenen kişiler olduğunu duymanın yıllar süren çabanın karşılığı olduğunu söyleyen Nazlı, müşterinin ve özellikle gençlerin talepleri doğrultusunda çok rahat bir şekilde popüler bir işletme haline gelebileceklerini ancak Wi-fi şifresi, oyun, çeşit çeşit içecekler koymayı reddederek kitabı her zaman 1. planda tutmayı başardıklarını bildirdi.

kitapvekahvekutahya1

kitapvekahvekutahya_abdullahrehanazli_2

“Kahve ve kitabın bütünleştiği gerçek kıraathane” haberi

Bu işin içinde olduğu için yıllarca kitapçıların sorunları hep gördüğünü belirten Nazlı, “Hep hayal ettim, kitap okurlarına rahat edeceği bir yer oluşturmayı. Kitabı saygıyla gören gerçek okurlar olduğu gibi kitaba kağıt gözüyle bakan, kitaba fiyat biçen ama değer biçemeyen örnekler bir aradaydı. Ben bu iki kesimi ‘birbirinden nasıl ayırırız’ diye düşündüm. Ayrıca şehrimizde çok fazla kafe var ancak kitap okurlarının rahat edebilecekleri, sessiz sakin bir ortam olmadığını düşündüm” diye konuştu. Nazlı, halkın gözünde kitap fiyatları konusunda bir sıkıntı var olduğunu gözlemlediğini belirtti. Anadolu’da kitapçılık yapmanın zorluklarına değinen Nazlı, şunları söyledi: “Anadolu’da kitapçıysanız eğer, önce kitabı kargo parası ödeyerek getirttiriyorsunuz. Rafınızda tutuyorsunuz, masraflarınız oluyor ama kitap büyük oranda satılmadan iade oluyor. Yine gönderirken de kargo parası ödüyorsunuz. Kitapçıların buna benzer birçok sorunu var. İnternetten satış yapanlar, her kesimin buralardan alışveriş yapabildiği için çok daha uygun fiyata satabiliyorlar. Bunun için doğal olarak da ülkemizdeki kitapçılık, azalan bir meslek haline dönüştü. Ana caddeler üzerinde kitapçılar olmuyor, olanlar da kitabın yanında fotokopi, kırtasiye ve oyuncak bulundurmak zorunda kalıyor. Biz bunlara karşı ayakta durabilmek ve kitap okurlarını rahat ettirebilme hayalimiz için küçükte olsa bu sistemi uyguladık.” -“Bahçemizde kitap okurları dilediği kadar vakit geçirebiliyor” Kitabı alıp götürdüğü okuduktan sonra getirebildiği bir sistem kurduklarına dikkati çeken Nazlı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Alıp okuduğu kitabı geri getirebildiği, aldığı kitap başına indirim kazanabildiği ve en çok okuyanlar listesine girdiğinde daha büyük indirimler kazandığı bir sistem bulduk. İnternette çoğu zaman görüyoruz, insanlar kitap okurken kahve içme gibi bir kültür oluşturmuşlar. İnsanların bunu sevdiğini gördük ve burada da uygulamaya çalıştık. Bahçemizde kitap okurları dilediği kadar vakit geçirebiliyorlar. Bizim ikramlarımız oluyor, dilerlerse sipariş verebiliyorlar. Ama hangi kitabı alacaklarına karar verebilmek için istediği kadar vakit geçirebiliyorlar. Kitabı evlerine götürüp 3 ay içinde geri getirebiliyorlar. Üniversiteli öğrenciler bahçemizde toplanıp, derslerine burada bakabiliyor ve gelip burada fikir alışverişinde bulunabiliyorlar.” -“Gerçek bir okur talep edecek” umudu Nazlı, dükkanlarında hemen hemen her kesime hitap edecek kitapları bulundurduklarını anlattı. “Günün birinde gerçek bir okur talep edecek” umuduyla bazı yazarların bütün kitaplarını getirdiklerini ifade eden Nazlı, şöyle devam etti: “Vladimir Vladimiroviç Nabokov, Haruki Murakami, Yahya Kemal ve Adalet Ağaoğlu gibi yazarların tüm kitapları burada bulunabiliyor. Kült eserleri ise tek bir rafta bulmak mümkün. Normal koşullarda bu kitapların Kütahya’da sorulması 10 yılı bulur. 10 yıl sonra o kitap hala daha satılmadan aynı yerde durur. Onun için biz kar amacı gütmeden kaliteli her kitabı rafımızda, yerimiz olduğu müddetçe koymaya çalışıyoruz.” Nazlı, kitapçı dükkanını açtıklarında ilk önce kafe olarak algılandığını, gelenlerin yüzlerinde bir gülümseme oluştuğunu ve kendilerinin de gülümseyerek “kitaba hoşgeldiniz” dediklerini anlattı. Ancak kendilerinin kafe olmadığını aktaran Nazlı, “Biz de internet şifresi ve tavla gibi kitabı arka plana itecek hiçbir şey yok. Biz sadece kitapçı olmayı, devam ettirmeye çalışıyoruz. Biz, kitap okurlarının rahat edebileceği, kahve ile kitabın bütünleştiği bir kitapçıyız. Bunun yanında hafif sesli müzik, kahve, çay ve salep de veriyoruz” diye konuştu.

Git En üst